Daha ne zamana Kadar bu zulme seyirci kalacaksınız? http://www.anti-israil.com

GÜL GÜZELİ

  • 26/1/2007 - Coca Cola'nın gerçek yüzü
  • Yorum ( 6 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 27/12/2006 - RESİMLER NELER ANLATIR................









  • Yorum ( 9 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 25/12/2006 - Kalbinizi Cilalayın!...
  • Mevlânâ anlatıyor:
    çinli ressamlarla Rum ressamlar iddiaya tutuştular. çinliler:
    “Resim sanatında dünyada bizden daha üstünü yoktur” dediler.
    Buna karşılık Rumlar da:
    “Hayır bu iddianız doğru değildir, biz daha mahir kişileriz” dediler.
    Bu iddialar adil padişahın kulağına gitti. Padişah:
    “Sizi imtihan edeceğim, bakalım hanginizin dediği doğru” dedi.
    çinli ve Rum ressamlar hazırlandılar. Kapıcılar karşı karşıya iki odadan birini çinli ressamlara, diğerini Rum ressamlara verdiler.
    çinli ressamlar padişahtan yüz türlü boya istediler. Padişah bunun üzerine hazinesini açtı. çinli ressamlara her sabah hazineden boyalar verilmekte, onlar da bu boyalarla çeşitli resimler, süsler yapmaktaydılar.
    Rum ressamlar ise:
    “Pas giderilmeden ne boya işe yarar, ne de resim” diye düşünüyorlar, duvarları ha bire cilâlayıp duruyorlardı. öyle cilaladılar ki, duvarlar şeffaf bir ayna gibi oldu.
    Nihayet çinli ressamlar işlerini bitirdiler. Hepsi de iddiayı kazanacaklarından emindiler ve çok sevinçliydiler. Padişaha haber verildi. Padişah gelerek önce çinli ressamların resim yapıp süsledikleri odaya girdi, resimleri gördü. çinlilerin resimlerini fevkalade güzel buldu.
    çinli ressamların eserini beğenerek takdir eden padişah, Rum ressamların çalıştıkları odaya girdi.
    Bu arada, bir Rum ressam çinli ressamların odalarıyla aralarında bulunan perdeyi kaldırdı. çinli ressamların yaptıkları süsler ve resimler bu odanın cilalanmış duvarlarına aynen yansımıştı. çinlilerin odasında ne varsa, aynı resimler burada daha güzel ve daha parlak bir biçimde görünmeye başlamıştı. Oda kelimelerle tarifi mümkün olmayan bir haldeydi ve bu haliyle çinli ressamların odasından çok daha güzeldi. Rum ressamların resimlerini daha çok beğenen Padişah, Rum ressamlarla çinli ressamları karşısına alıp, şöyle dedi:
    “Kalbinizi cilalayın ve hakikatler ile arasındaki perdeyi kaldırın. O zaman her şey daha güzel görünecektir!”


    ALINTI

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 21/12/2006 - Hafız Kız
  • Küçük Hafız Kız
    İlkokulu bitirip kursa gelmişti. Ailesi kendi isteğiyle geldiğini söylemişti. Kayıt için adını sorduğumda, hiç de çekinmeyen bir tavırla “Fatma ”dedi… Ve ekledi: “ Eğer hafızlık yaptırmazsanız kaydolmak istemiyorum.” Böyle tehdit edercesine konuşması onu yaşından daha olgun gösteriyordu. Tebessümle:” Korkmayın küçük hanım, siz isteyin, hafız da yaparız, hoca da...

    O küçük gözlerinin içi parıldadı birden. Annesi, “Hoca hanim kusuruna bakma hele sen, ille de hafız olacağım der de, baksa bir şey demez. Bizim köyün hocasından duymuş. Peygamberimiz (sav), hafız olanlara Cennette taç giydirilecekmis demiş herhalde. Siz daha iyi bilirsiniz ya, köylü kafası, biz de bu kadar duyduk anladık. Bu da çocuk iste.

    “Tabi teyze ne demek, keşke herkes sizin gibi duyduklarından etkilense de teslim olsa. Siz hiç merak etmeyin, kızınız önce Allah’a sonra, sonra bize emanet.” Kadıncağız elime yapıştı öpecekken geri çektim, utandım. Tuttum, ben onun elini öptüm. Gözleri yaşardı. “Hoca hanim bu eller, gözler hep günahlı, asıl sizinkiler öpülmeye layık.” “Estağfirullah teyze” dedim, “o ahrette belli olur.” Bu konuşmadan sonra kaydığını yaptığımda Fatma’nın Erzurumlu olduğunu öğrendim. Bir an düşündüm, “Küçük, nasıl kalacak bu kadar buralarda”…

    Zaman ilerledikçe Fatma’nın edepli tavırları daha da çok etkiledi beni. Azimliydi. Geceleri uykusunun arasında ayetleri sayıkları görüyordum çoğu kez. Böyle devam ederken, arada bir bana gelip soru soruyordu. Bir gün,“ Hocam, hafız olmak için Kur’an-ı bitirmek mi lazım?“ diye sordu. Ben de, “ Tabii ki, hepsini ezberleyeceksin ki hafız adını alacaksın.” Bu cevabıma çok üzülmüş gibiydi. Bir şey demek istiyordu sanki. Teşekkür etti ve döndü arkasına gitti. Derslerim arasında onlara sürekli Kur’an ezberlemekle isin bitmeyeceğini, mutlaka içindekiler uygulamak gerektiğini hatırlatıyordum. Talebelerden biri, “ Hocam” dedi, “Fatma’nın annesi ona abdestli olmayanın hafızlara dokunamayacağını söylemiş, doğru mu? “diye sordu. Çok ilginç doğrusu. “Maşaallah” dedim”, “ Osmanlı zamanında atalarımız Kur’an-a ve Hafız’a kıymet verdiklerinden öyle yaparmış” dedim. Çok hoşlarına gitmişti bu iş. Hepsi adeta kendilerini ulaşılması zor, kasa içindeki altın gibi görüyorlardı. “Görsünler” dedim içimden, bu yasta buralara gelmişler. Allah’ in kelamını ezberliyorlar, onlara fazla görmem bunu…

    Bu arada Fatma ara sıra rahatsızlanıyor ve revirde yatıyordu. Zaman geçtikçe Fatma’nın morali ve sağlığı daha da çok bozuluyordu. Bir gün dersini iki kez aksatınca sordum:” Ne oldu yoksa, anneni mi özledin?” “Hayır” dedi. “Neden moralin bozuk? Çok fazlada hasta oluyorsun“ dedim. “Yanlış anlamayın, inanın ki annemi özleyip de gitmek istediğim yok. Burayı çok seviyorum. Allah’ımdan çok korkuyorum. Buraları terk edersem bana ahrette hesabını sormaz mı? “ Bir şey diyemedim. Suçlu gibi hissettim kendimi.

    O küçük kalpte bu ne imandı Ya Rabbi!..

    Onu hayranlıkla izliyordum. Bir gün çok rahatsızlandı. Doktora götürmek zorunda kaldık. Bir çok tahlillerden sonra arkadaşım olan doktor hanim,“ Hoca hanım derhal bu talebeyi ailesinin yanına gönder“ dedi. Şaşkınlıkla: “Neden?“ diye sordum. Bana, “Belki üzülecek, hatta inanmayacaksın, fakat bu talebe kanser…” dedi.

    “Adeta başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü. Sanki her tarafımı şefkat sarmıştı. Hasta haneden ayrılırken Fatma’ya hiç bir şey diyemedim. Oysa anlamış gibi bana sorular sorup dikkatimi dağıtmaya çalışıyordu. Kulağıma eğilerek ”Hocam” dedi, “ Azrail insanların canını alırken nasıldır?” Ağlamamak için kendimi zor tuttum, “Güzel bir surettedir, mü’min kullara” dedim. Sevindi, sanki mırıldandı:” Belki hafız olamam, ama Elhamdulillah mü’minim” dedi…

    Simdi anlamıştım, bana önceden sormuş olduğu soruyu. Demek ki hastalığını biliyordu Hafız olmak için Kur’an-i bitirmesi gerektiğini söylediğimde, neden üzüldüğünü simdi anlamıştım. Birkaç gün sonra eşyalarını hazırlamaya başladık. Çünkü dayanılmaz acılar içinde olduğunu görüyorduk. Evine gitmesi gerekiyordu. Ailesi geldi. Fatma yanıma gelerek,” Bana kızmadınız değil mi? Eğer söyleseydim belki kursa almazdınız.” “Ne demek? Nasıl kızarım sana?” dedim. “Hem sonra sakin üzülme hafızlığımı bitiremedim diye. Bu yola girdin ya, Rabbim seni hafızlar zümresinden yazmıştır insaallah.” Öyle sevindi ki, sarıldı boynuma: “Gerçekten ben simdi hafız sayılırmıyım? Anne bak, duydun değil mi?”

    Ya Rabbi bu ne aşktı!..

    Rabbimin hikmeti tecelli etse de iyi olsaydı su Fatma, ne güzel bir kul olurdu. Böylece Fatma’yı gözyaşları ile Erzurum’a uğurladık. Çok geçmedi. Bir iki hafta sonra ailesi ağırlaştı haberini verdi. Bu bir iki hafta içinde ondan iki mektup almıştım. Bana hep hafızlık tacını merak ettiğini. Rüyalarına bile girdiğini yazıyordu.

    Bir gün sabah namazından sonra telefon çaldı. Fatma’nın annesiydi karşımdaki ses. Ağlamaklı bir sesle, “ Hoca hanım Fatma’yı uğurladık. Rica etsem bir hatim okurmusunuz?” deyince ben de dayanamadım ağlamaya başladım. Annesi beni teselli edercesine telefonu kapatmadan,” Size ölmeden önce sunu söylememi istedi” dedi hıçkırarak: “Anneciğim hocama söyle, Azrail söylediğinden de güzelmiş.”


    “-Ey Rabbim; senin kelamın için yanıp tutuşan, yoluna yapışıp kelamına sımsıkı sarılan kulunu, sen son nefesinde yalnız bırakır misin hiç?”



    Yorum ( 4 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 9/12/2006 - *SEN BİR GÜL BAHÇESİ*
  • SEN BİR GÜL BAHÇESİ BİZDE SENDEN FEYİZ ALMAYA ÇALIŞAN BİRER YAĞMUR TANESİ HER BİR TANE İÇİNDE SENİ TAŞIYAN...

    Ey, gözlerinde cenneti saklayan, ayağını bastığı yerler cennet kokan nebi!.

    Ey, Yaradan´ın en güzel eseri!. "Sen olmasaydın, sen olmasaydın alemleri yaratmazdım!." dediği!. Var oluşunun şerefine, bütün varlığı hediye ettiği!.

    Ey, insanoğlunun ufku en güzel insan. Allah´ın sevgilisi, kainatın gözbebeği!.

    Ey, rahmeten li´l-alemin!.

    Senden şefaat dilenen biçarelerin en sefiliyim, desem.
    şefaat edermisin?

    Ey, kupkuru çölleri cennete çeviren gül!.

    Ey, gönlünden gül dökülen resul!.

    Küçük kız çocuğunun elinden tutup da giden, kuşu ölen çocuğa
    başsağlığı dileyen, gözlerinden yaş dökülen devenin gözyaşlarını silen resul!.
    Benim de gözümün yaşını siler misin?.

    Küçük kız çocuğunun tuttugu gibi tutsam elinden, yureğimden binlerce
    kuş uçtu, bin´i de öldü desem.
    Bana cennet kuşlarından bir kuş bahşeder misin?.

    Ey, Islam´ın peygamberi!. Sevda ikliminin, en güzel mevsiminin, en güzel çiçeği!. Ama mahzun, ama kederli...

    Daima düşüncede, daima hüzün içinde ömründe bir defa bile, kahkahayla
    gülmemiş. Gül yüzlü, güler yüzlü sevgili!.

    Gözlerimi yumsam ve, hülyana dalsam. o gül kokulu gülüşün ile,
    benimde gözlerimin içine güler misin?.

    Bir kerecik olsun seni düşünerek başımı koyduğum olmuşsa yastığıma,
    tutunduğum olmuşsa sana ve senin sevdana, işte onun işte onun hatrına!.

    Ey, gözünü sevdiğim özünü sevdiğim, sözünü sevdiğim!.

    Ey, gönlümün sultanı efendim!. ümidim, muradım, kurtarıcım, müjdecim...

    Seninle Kevser havuzunun başında buluşabilecek miyim?. desem..
    Bulunduğun yerden, yüreğime bir damla su serper misin?.

    Seni sevsem!. çok, çok sevsem!. öyle çok sevsem ki, sen koksa özüm,
    yüreğim. Sen koksa nazım, edam. Gönlüm sen dolsa, benim herşeyim sen olsan!.

    Ali´n, Fatıma´n gibi olsam!. Seni, onlar gibi seviyor olsam.
    Sende beni, onları sevdiğin gibi sever misin?.

    Ey, bize bizden daha ziyade merhamet eden!.
    "Ummetim, ümmetim!." diyerek, üstümüze titreyen!.

    Ey, en ziyade muhtacımız, en çok isteyenimiz!. Bizi, Hak´tan dileyenimiz!.

    Sen, umanı umutsuzluğa düşürmezsin! Sen, senden isteyeni geri çevirmezsin!. Senden, senin şefaatini dilesem.

    Ey, alemlere rahmet olsun diye gönderilen.
    Bana da şefaat eder misin?.

    Ey, Rahim! ve Ey, Kerim!.

    Asr-ı saadet´ten değilim!. Kokladıgın gül, soluduğun hava, yediğin
    hurma, içtiğin süt, okşadığın kuzu, bindiğin deve, avuçladığın kum dahi
    değilim!. Bir kez olsun, yüzüne yüz sürmedim!.

    Lakin ben senin "Kardeşlerim!." dediğindenim! ve sana ve, sünnetine revan olmak isteyenlerdenim!. Ve lakin daha hala sevgili Veysel Karani´nin
    tırnagğının ucu misali bile değilim, desem.
    Bana da hırkandan gönderir misin?.

    Doğduğun günün, gecenin hürmetine.
    Bu gün ve gece yüreğime, bir nur olup düşer misin?.

    Sevgili Peygamberim!. Rabbim sana ve, senin al ve ashabına.
    ağaçların yaprakları, denizlerin dalgaları ve yağmurların damlaları
    sayısınca salat, selam ve bereketler ihsan eylesin.

    ALINTI

    Yorum ( 6 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    Allahım Sen, onlara yıkık şehirler değil, cennet bahçeleri göster. Top sesleriyle kulaklarını sağır etme; onlara tıpkı eski günlerdeki gibi, baharı soludukları anlardaki gibi uhrevi nidalar duyur. Burunlarına keskin, ölmüş bir şehrin kokusu gelmesin de cennet güllerinin, misk-i amber kokularını yolla.

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • Arkadaşlarım
  • e-posta
  • RSS
  • yemek günlüğüm
  • eTrade Center
  • DİJİTAL MAKİNA
  • yemekzevki
  • kekevi

    Kategoriler

    Arkadaşlarım

  • cerenimo74
  • serverh
  • fuadyusufoglu
  • halenze
  • yusufyusufoglu
  • duygudandamlalar2
  • MySpace Layouts




    Sayfa: 1 - Toplam: 3
    | Sonraki Sayfa
    Ey Beyrut!
    Selam sana yüreğimin derinliklerinden
    Ey Beyrut!
    Kabul edin bu selamımı, ey denizler, evler
    Ve eski denizlerin yeni yüzü çöller…

    O ki
    Benim halkımın hamurundan yoğrulmuştur,
    Ekmeğim, içkim, yaseminim…
    Ateşin ve dumanın tadı nasıl oldu?
    Beyrut! seni terk eden delidir,
    Ey Beyrut!
    El üstünde tutulacak şehirsin sen
    Ey Beyrut!
    Kapısını kapattı Beyrut;
    Kendisini sabah akşam el üstünde tutacak
    Ve güzel günlere taşıyacak insanlara
    Sonra bir başına kaldı sabah akşam
    Ve gecelerde…
    benimsin sen Ey Beyrut!
    Benimsin
    Halkımın kanayan yarası,
    Analarımın akan göz yaşısın.
    Benimsin sen Ey Beyrut!
    Benimsin…

    SOLDA Kİ RESMİN AÇIKLAMASI;

    Bu bebek bir israil keskin nişancısı tarafından özellikle vucudunun tam ortası hedef alınarak vurulmuştur.

    Johnson&Johnson gibi markalar , israili tanklarının hareket etmelerini sağlıyorlar. İsrailde 50th Anniversary ve Johnson&Johnson gibi markalar israilin ekonomisini güçlendiren en önemli markalar oldukları için Jubilee ödulunu almışlardır.

    israil i BOYKOT EDELİM